

TAV Başkanı Bekir İlhan’a göre ABD ile İran arasındaki gerilim “doygunluk noktasına” ulaştı. Tarafların karşılıklı zafer mesajları vermesi, aslında müzakere sürecine hazırlık olarak değerlendiriliyor. Arka kapı diplomasisinin işlediğini belirten İlhan, her iki tarafın da masaya güçlü görünerek oturmak istediğini vurguluyor. İran için rejimin ayakta kalması “zafer” anlamına gelirken, ABD’nin askeri kazanımlarına rağmen rejim değişikliği sağlanamadı. Sürecin seyrinde ise İsrail’in olası hamleleri kritik rol oynayabilir.
TAV Başkanı Bekir İlhan, ABD ile İran arasındaki gerilime ilişkin dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. İlhan’a göre tarafların açıklamaları, arka planda “arka kapı diplomasisi” ile yürüyen bir müzakere sürecine işaret ediyor.
Bekir İlhan, tarafların resmi açıklamalarının ötesinde perde arkasında bir diplomasi trafiğinin sürdüğünü belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Tarafların tabii ki açıklamalarına baktığımız zaman arka planda arka kapı diploması yöntemiyle bir müzakerenin sürdüğü anlaşılabiliyor. Amerika Birleşik Devletleri’nden yapılan açıklamalara gerek Trump’ın yaptığı açıklamalara gerekse de işte Beyaz Saray yetkililerinin yaptığı açıklamalardan da artık Amerikalı yetkililerin yavaş yavaş bu iş için bir çıkış yolu üretmeye çalıştıklarını görebiliyoruz.”
İlhan, tarafların “hedeflere ulaşıldı” yönündeki açıklamalarının müzakere süreci öncesinde olağan olduğunu vurguladı:
“Yani bu aşamada taraf tarafların ve özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin işte biz hedeflerimize ulaştık, askeri hedeflerimize yakınız gibi açıklamaları bu doğal olarak bu aşamada anlaşılabilir bir şey. Yani gerçekten hedeflerine ulaşıp ulaşamadıklarından ziyade tarafların bu tarz açıklamalar yapması, bu tarz zafer ilanlarında bulunması bu tarz müzakere süreçleri öncesinde normal karşılanabilir.”
İran’dan gelen açıklamaların da benzer bir çizgide olduğunu ifade eden İlhan, bunun müzakere psikolojisinin bir parçası olduğunu söyledi:
“Aynı şekilde dikkat ederseniz İran’dan da savaşın sonuna dair yine iddialı açıklamalar geliyor. ‘Savaşı ancak ve ancak biz istersek bitirebiliriz’ gibi açıklamalar geliyor. Bunların hepsi aslına bakarsanız müzakere masası öncesinde paradoks gibi görünen ifadeler olmasına rağmen aslında tam olarak da bir müzakere ortamı için ideal ifadeler.”

İlhan’a göre her iki taraf da müzakere masasına güçlü görünerek oturmak istiyor:
“Her iki taraf da müzakere masasına oturmak için ilk etapta ulusal gururunu, ulusal onurunu korumaya çalışacaktır. Hem İran hem Amerika Birleşik Devletleri yani ilk etapta her iki taraf da zafer havasıyla, zafer ürettiğini ilan ederek masaya oturacaktır. Her iki taraf da masaya oturmaya muhtaç olan tarafın kendileri olmadığını göstermeye çalışacaktır.”
İran açısından savaşın bilançosunu değerlendiren İlhan, rejimin ayakta kalmasının belirleyici olduğunu vurguladı:
“Özellikle bu mesele İran için çok daha önemli çünkü İran gerçekten de geldiğimiz noktada çok büyük bir zarara uğradı, çok büyük bir yıkıma uğradı ama rejim yıkılmadı. Yani İran için zaten bütün savaşta elde ettiği zararlar, bütün savaşta yüklendiği maliyetler aslında tek bir artı ile tırnak içinde nötrleniyor. O da rejimin ayakta kalması. Rejim ayakta kaldığı sürece İran yenilmemiş oluyor. İran’ın yenilmemesi de bu savaşı veya bunu bir futbol terminolojisi ile düşünürsek bu maçı 1-0 0’da bitirmek, beraberlikle bitirmek, kafa kafaya bitirmek İran için tırnak içinde bir zafer.”
ABD’nin sahadaki etkisine de değinen İlhan, önemli hasar verildiğini ancak rejim değişikliğinin gerçekleşmediğini belirtti:
“Amerikalılar da gerçekten de baktığımız zaman İran’a yönelik çok büyük bir hasarda bulundular. Çünkü gerçekten de İran’ın nükleer kapasitesi olsun, İran’ın yine çeşitli nükleer tesisleri olsun, yine İran’ın çeşitli fiziksel altyapısına yönelik olsun ciddi saldırılarda bulundular. Rejim değişmedi. Orası tabii ki farklı bir konu.”
İlhan, sürecin en kritik başlıklarından birinin İsrail’in tutumu olduğuna dikkat çekti:
“Burada sadece bir parantez açmak gerekiyor. O da İsrail faktörü. Amerika Birleşik Devletleri’nde İran’ın da bir noktada müzakere masasına hani oturmak isteseler bile acaba işte orada İsrail savaşın yayılmasını, savaşın özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin İran’a kilitlenmesini veya Amerika’nın biraz daha İran’a zarar vermesini isteyebilir ve bu anlamda İsrail yine savaş süresince olduğu gibi nükleer tesislerinin vurulması olabilir. Yine üst düzey liderliklere yönelik bazı suikastler olabilir ki Trump bile buna dikkat çekti hatırlayacak olursanız. Donald Trump’ın ‘Müzakere yapmaya çalıştığımız insanların öldürülmesini istemiyorum’ minvalinde açıklamaları olmuştu. Yani İsrail’in bu tarz bir provokasyonu olabilir.”
Tarafların askeri anlamda bir dengeye geldiğini ifade eden İlhan, bunun müzakereyi zorunlu kıldığını belirtti:
“O olmadığı sürece de zaten dediğimiz gibi savaşın aslında bir tırnak içinde söylüyorum ateş gücü anlamında, karşılıklı zarar anlamında bir dengeye ulaştığını, bir tırnak içinde doygunluk noktasına ulaştığını anlayabiliyoruz.”
ABD’den gelen mesajların piyasalara etkisine de değinen İlhan, bunun ikincil bir sonuç olduğunu söyledi:
“Kimileri Amerika’dan gelen bu açıklamaları piyasaları yatıştırma amaçlı olduğunu söyleyebiliyor. Bu tarz açıklamaların piyasalar adına olumlu etkileri vardır. Tabii ki piyasaları yatıştıracaktır. Ama temel amaç anlamında ben doğrudan doğruya hani piyasaları rahatlatmak amacında olduğunu düşünmüyorum.”
İlhan, gelinen noktada tarafların kontrollü bir şekilde süreci sonlandırmaya çalıştığını belirtti:
“Piyasaları rahatlatıcı etkisi muhakkak olacaktır. Ama temelde zaten savaşın hem Amerika hem İran açısından bir doygunluk noktasına ulaştığını düşünüyorum. Tarafların da artık yavaş yavaş kendilerince bir zafer ilan ederek çıkış yolunu, müzakere yolunu hem iç kamuoyları nezdinde hem uluslararası kamuoyu nezdinde yapmaya çalıştıklarını ben görüyorum.”




