türk pornohd porno

Kastamonu Beyaz Haber

REKLAM ALANI

(980x100px)

Esnek veya Sabit Ölçü Verebilirsiniz.

Sultan II. Abdülhamit’in İslam Birliği Siyaseti ve Tekkeler

Sultan II. Abdülhamit’in İslam Birliği Siyaseti ve Tekkeler
Fahri Maden
Fahri Maden( fahrimaden@kastamonu.edu.tr )
1979 yılında Gerze/Sinop’ta doğdu. İlkokul ve lise eğitimini Sinop’ta aldı. 2000 yılında Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Tarih Öğretmenliği bölümünü bitirdi. Aynı üniversitede başladığı yüksek lisans eğitimini 2004 yılında tamamladı. Daha sonra Gazi Üniversitesi’nde doktora eğitimine başladı. Bektaşî Tekkelerinin Kapatılması (1826) ve Bektaşîliğin Yasaklı Yılları adlı doktora tezini hazırlayarak 2010 yılında doktor unvanını aldı. 2004 yılından itibaren İnsanca dergisinde yazarlık yapmaya başladı. Halen Kastamonu Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü öğretim üyesi olan yazarın hazırladığı çok sayıda eseri ve makalesi bulunmaktadır.
47 views
10 Şubat 2019 - 22:38

Yüce dinimizin “mü’minler ancak kardeştirler” düsturu dini olduğu kadar siyasi ve sosyal hayatımızda da bize yol göstericidir. Tekkeler dinimizin, inancımızın bu uzlaştırıcı ve birleştirici yönünü temsil ederler. Yunus Emre’nin “Gelmedin dava için, benim işim sevgi işidir. Hakk’ın evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldim”, ya da günümüz yaşayan mutasavvıflarından Üstadımız Ahmet Ulukaya’nın dizeleriyle “Sevgi ekmeğimiz, suyumuz” düsturudur sözünü ettiğimiz. Ancak mesele siyaset penceresinden veya dünyaya taalluk eden herhangi bir zaviyeden bakıldığında birliği sağlamak kolay değildir. Konumuz olan İslam Birliği siyaseti 19. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin öncelikle gayrimüslim unsurlarının devletten ayrışmaya başlaması ve sözü edilen yüzyılın ikinci yarısında bu ayrışmanın Müslüman kitlelere tesiriyle gündeme gelmiştir. Daha Sultan Abdülaziz döneminde dile getirilen İslam Birliği düşüncesi Raşit Dört Halife döneminde başlayıp günümüze kadar bazı kalın çizgilerle sürüp giden İslam dünyasındaki ayrılıkları en azından Sünni-Şii (Osmanlı-İran) mezhebi seviyesine inmiştir. İslam Birliği fikri uygulama safhasında Sünnilikle Şiiliği siyaseten de olsa birleştirmek isteyen Sultan II. Abdülhamit döneminde ete kemiğe bürünmüştür. Sultan II. Abdülhamit yüzyıllardır sürüp giden bu ayrılığı da gidermek için büyük gayret sarf etmiş, dini kitapların basımına itina gösterilmesine 74. sayfasındaki bir hata sebebiyle o dönemde basılan Mızraklı İlmihali toplattırılmıştır.

Sultan II. Abdülhamit tahta geçer geçmez karşılaştığı Rus savaşının ağır sonuçlarını yaşarken Afrika ve Asya (Hindistan ve Türkistan)’da yaşayan ve Batılı emperyalist ülkelerin zulmüne maruz kalan mazlum Müslümanların feryatları İstanbul’a ulaşmıştır. Birbirinden kopuk ve irtibatsız dünyanın dört bir yanındaki bu Müslüman kitleler Hilafet merkezinden mazlumların sesine kulak vermesini ve üstlendiği hilafet vazifesinin ruhuna uygun bir siyaset geliştirmesini bekliyorlardı. Sultan II. Abdülhamit tahta geçmeden Namık Kemal tarafından gazetelerde sütunlara taşınan İttihad-ı İslam fikri onun tahta geçisindne sonra Muhammed Abduh gibi Mısırlı alimlerden Buhara ulemasına kadar dile getirilmiştir. Böylece İslam Birliği düşüncesi Osmanlı’nın son döneminde kuvveden fiile çıkmıştır.

Sultan II. Abdülhamit bu fikri hayata geçirirken din adamları, tarikat şeyhleri ve aşiret reisleri gibi toplum nezdinde itibarlı ve tesirli kişi ve kurumlara dayanmıştır. Sultan’ın Yıldız sarayında ve çevresinde meşhur Şazeli şeyhi Zafir Efendi, Rıfaiye’den Ebulhüda Efendi, Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi, Özbekler Dergâhı şeyhi Buharalı Süleyman Efendi ve daha pek çok tekke mensubu danışmanları arasında bulunmaktaydı. François Georgeon’un “Yıldız Şeyhleri” dediği bu zatlar bir taraftan Sultan’ı fikren desteklerken diğer yandan Afrika (Libya, Mısır, Tunus), Hindistan, Türkistan gibi etkili oldukları Müslüman coğrafyasında muhib ve müridlerini İslam Birliği ve Osmanlı Hilafeti etrafında toplanma düşüncesini yaymaya hasrediyorlardı.

Sultan II. Abdülhamit’in İslam Birliği siyaseti çerçevesinde tekkelere ayrı bir önem vermesi gayet doğal ve yerinde bir politika idi. Keza Sultan’ın hükümdarlığı yıllarında sadece İstanbul’da 1882 yılında 260, 1908’de 311 tekke mevcuttu. Bu sayı ülke geneline bakıldığında çok daha yüksek sayıdaydı. Kendisinin Nakşi, Şazeli, Kadiri ve Rıfai tarikatlarına müntesip olduğu rivayet edilen Sultan, tekkelerin dini olduğu kadar askeri, sosyal ve kültürel alanda yaptıkları hizmetleri bizzat müşahede etmişti. 1877 yılında yaşanan Osmanlı-Rus savaşına müritleriyle bizzat iştirak eden 70 yaşındaki Erzincanlı Şeyh Hacı Fehim Efendi, köylülerin tahsiline çok ehemmiyet verir, bu uğurda köy hocalarını teşvik etmekle kalmayıp mektebi olmayan köylere mektep yaptırmak için azami çaba sarf ederdi. Bu savaşa katılan bir diğer meşayih Nakşi Şeyh Ubeydullah Efendi’ydi. Bölgenin komutanı Gazi Ahmet Muhtar Paşa 2.000 kişilik bir kuvvet ile savaşa katılan bu zat sayesinde Kürtlerin hilafet-i İslam yararına çalışabileceklerini, bu sebeple kendisinin devlet tarafından desteklenmesini tavsiye etmişti. 93 Harbinde cepheye iştirak eden bir diğer derviş gurubu Üsküdar’da Özbekler Dergâhı Şeyhi İbrahim Ethem Efendi ile Batum cephesinde müridleri ile savaşa dahil olan Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi idi. Bu meşayih maddi olarak savaşa katılmakla birlikte orduya moral gücü de kazandırmıştı.

Bu hizmetler sebebiyle Sultan II. Abdülhamit’in 93 Harbi sonrası takip etmeye başladığı İttihad-ı İslam siyasetinde tarikatlardan ve meşayıhtan faydalanması gayet doğaldır. Keza meşayihin devlet ve millet için oldukça külfetli olan asayişin ve güvenliğin sağlanması, sosyal barışın temin edilmesi gibi sosyal hayatta kendiliğinden icra ettikleri roller ve hizmetler dikkate değer niteliktedir. Tarikatlar sayesinde farklı etnik ve sosyal çevrelerden de olsalar müridler arasındaki kardeşlik duygusu ve iç denetim sayesinde halkın huzuru temin ediliyor, ortaya çıkan anlaşmazlıklar gideriliyordu. Bu konuda Kastamonulu Şeyh Seyyid Efendi ilgi çekici bir örnektir. Bu zat mürid veya tanıdığı iki kişi arasındaki anlaşmazlığı çözer, mahkemeye iş bırakmazdı. Onun kararı ile barışan ve anlaşan taraflar şeyhin hükmüne razı olup ayrıca mahkemeye gitmezlerdi. Eğer mahkemeye giden olursa şeyhin oraya da müdahale edeceğini ve neticenin değişmeyeceğini bilirlerdi.

Bir taraftan savaşa iştirak ederek ülkesini canıyla müdafaa eden tekke erbabı, diğer taraftan bölgelerinde güven ve emniyeti sağlayıp toplumsal birlikteliği temin ediyorlardı. Batılı yazarların dahi dikkatini çeken tarikatların bu müspet faaliyetleri Cezayir’de açık bir şekilde kendini hissettirmiştir. Kabileler arasında iç kavgaları ve savaşları önleyen tarikatlar küsleri barıştırmaktaydı. Bu sebeple Batılılar “Afrika’da Ekvator bölgelerini İslamlaştıran, tarikatlardan biri değilse, mutlaka ötekidir” demişlerdir.

Tüm bu fonksiyonlarının farkında olarak tekke erbabı II. Abdülhamit tarafından Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını ve dağılmasının önüne geçebilmek için İslam Birliği siyasetinde onlardan azami fayda sağlamıştır. İşte İslam dünyasında bu hizmetleri görmüş ve görmekte olan tarikatların şeyhleri Sultan II. Abdülhamit tarafından İslam dünyasına ve Müslümanların yaşadıkları dünyanın dört bir yanına gönderilmiştir. Örneğin Çin’e gönderilen ve aralarında şeyhlerinde bulunduğu heyet Pekin’de 1908 yılında padişah adına açılan Hamidiye Üniversitesi ile Çinli Müslümanları hilafete bağlamışlardır. Ahmet Ziyaüddin Gümüşhanevi hazretlerinin halifelerinden Lüleburgazlı Mehmet Eşref Efendi’ye Çin’e gönderilmesi hasebiyle “Çinli Hoca” ünvanı verilmiştir. Özbekler Dergâhı Şeyhi Buharalı Süleyman Efendi 1877 yılında Macaristan’a gönderilen heyete başkanlık yapmış, Peşte’de gerçekleştirilen Turan Kongresi’nde padişahı temsil etmiştir. Yine aynı zat Sultan adına Türler ve Türkmenlerle görüşmek üzere resmi görevle Orta Asya’ya gönderilmiştir.

Afrika’da İslam Birliği siyaseti çerçevesinde Senusi, Arusiye, Şazeli ve Rıfai tarikatları ön planda olmuştur. Senusi tarikatının efsanevi şeyhi Muhammed Mehdi es-Senusi müridlerini sürekli atıcılık ve binicilik talimine teşvik eder, kendisine de ait 50 tüfek bulundururdu. Bu tüfeklerin bakımını kendi eliyle yapar, Perşembe günleri her işi tatil edip müridlerinin inşaatçılık, marangozluk, demircilik, dokumacılık, gazetecilik gibi işlerle meşgul olmasını ve bu meslekleri öğrenmelerini temin etmeye çalışır, Cuma günleri ise kendisi yüksek bir kulede oturarak müridlerinin atıcılık ve binicilik eğitimini denetlerdi. Sultan II. Abdülhamit sonrası Senusiye mensupları on beş günde Trablus’u işgal edeceklerini söyleyen İtalyanlara karşı on üç sene mücadele vermişlerdir. Afrika bölgesinde İslam Birliği siyasetine hizmet eden bir diğer tarikat Arusiye’dir. Elimizdeki bilgilere göre bölgedeki tüm olumsuz şartlara rağmen bu tarikatın mensupları arasında okuma-yazma oranı %90 gibi yüksek bir seviyede idi. Tarikatın ikinci piri Seyyid Abdüsselam müridlerine, “Türkler İslamiyet’in inkişafına ve muzaffer olmasına hizmet eden bir millettir. Onlara muhabbet ediniz” şeklinde nasihat etmiş, onlar da hilafet makamına büyük bir samimiyetle bağlı kalmışlardır. Suriye bölgesinde ise Rıfai tarikatının etkin olduğu tespit edilmektedir. Bu tarikatın şeyhi Ebulhüde Efendi II. Abdülhamit’in danışmanlığını yapmış, yayın faaliyeti ile de –iki yüzden fazla risale ve kitap neşrederek- İslam Birliği siyasetine katkı sağlamıştır.

Ajan Vambery, İngiltere’ye gönderdiği 12 Mayıs 1901 tarihli raporda “Gecen ziyaretimde Asya içlerindeki misyonlarının sonuç ve tecrübelerini Başkatibe rapor etmek üzere Saray’a gelen Buhara ve Hind Müslümanlarının dini liderleriyle karşılaştım. Türkler, bu iki yeraltı merkezine ‘Buhara’ ve ‘Hind Tekkesi’ diyorlar. Bu ‘tekkeler’ düzenli olarak hükümetten maddi yardım almaktadırlar; görevleri ise bu merkezlere uğrayan hacı ve gezginleri yedirip, bu çatı altında barındırmak, bu sure içinde ise onların beyinlerini yıkamaktır. Daha tecrübeli ve bilgili dervişler, yolcu Müslüman kafilelerine takılarak Padişah’ın birer gizli ajanı olarak Pan-İslamizmi Orta Asya’ya yaymaktadırlar. Mekke’de hac görevini tamamlamış bir Hindli veya Buharalıyı ne İngiliz-Hind ne de Rus otoriteleri göz altında tutabileceklerinden Padişah İstanbul ile diğer Müslüman merkezleri arasında sürekli haberleşme içindedir.”

Sultan II. Abdülhamit tarafından tekkeler kanalıyla yürütülen bu İslam Birliği siyasetini baltalamak için Batılı devletler tarikatların faaliyetlerini engelleme, içlerine sızarak bozulmalarına çalışmışlardır. Nitekim Sultan II. Abdülhamit’ten sonra Osmanlı Devleti parçalanmış, ulus devletler sürecine girilmiş ve Müslüman ülkeler Batılı devletlerin sömürgesi olmuşlardır. 19. yüzyılın sonlarında yaşanan bu tarihi tecrübe daha sonraki dönemlerde Osmanlı Devleti’nin dağılmasıyla akameti uğramıştır. İslam Birliği sağlanamadığı gibi büsbütün parçalanıp İslam dünyası Osmanlı sonrası Batılı ülkelerin sömürgesi haline gelmişlerdir. Tarihi tecrübeler günümüzde Türk-İslam dünyasında tek bir çatı altında olmasa da siyasi, ekonomik, askeri ve manevi bir birliğin oluşmaması için bir sebep yoktur. Tekkeler ve tasavvuf erbabı bu konuda doğru seçimler ve uygulamalarla yeniden fayda sağlayabilir. Batı tarafından radikalizmin körüklendiği, Selefi ve şiddete dayalı anlayışların bilinçli bir şekilde desteklenip yaygınlaştırıldığı Müslüman coğrafyalarda İslam’ın kardeşlik, hoşgörü, birlik ve beraberliği temel alan tasavvuf öğretisi geliştirilip günümüzde de böyle bir birliğin temeli atılabilir. Konuya bu şekilde yaklaşmak ve ölümünün yüz birinci yılını geride bıraktığımız Sultan II. Abdülhamit dönemi İslam Birliği ve Tekkeler tecrübesini yeniden değerlendirsek ne kaybederiz?

Kaynakça:İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet/Tekke Münasebetleri, İstanbul 1989; Şehbenderzâde Filibeli Ahmed Hilmi, Senûsîler ve Sultan Abdülhamid, haz. İsmail Cömert, İstanbul 1992; Azmi Özcan, “İttihâd-ı İslâm”, DİA, C. XXIII, Ankara 2001; François Georgeon, Sultan Abdülhamid, çev. Ali Berktay, İstanbul 2006; İ. Süreyya Sırma, II. Abdülhamid’in İslam Birliği Siyaseti, İstanbul 2010.

KÖŞE YAZARLARI
REKLAM ALANI

(336x280px)

Anasayfa Sağ Bloka Esnek veya Sabit ölçülerde SINIRSIZ reklam alanını şablon olarak ekleyebilirsiniz. Şuan örnek olarak sadece 2 reklam kullanıldı.
SON EKLENEN FİRMALAR

      Gönder
      Sonuçlar

      zmir escort ankara escort bayanporno film