DOLAR46,1046% 0.13
EURO53,2185% 0.25
STERLIN61,5770% 0.15
FRANG57,8125% -0.06
ALTIN6.410,17% 0,02
BITCOIN63.498,003.586

FETÖ, 28 Şubat Darbesine her yönüyle lojistik ve maddi destek vermiş,onlarla birlikte çalışmış bir örgüttür.

Yayınlanma Tarihi : Google News
FETÖ, 28 Şubat Darbesine her yönüyle lojistik ve maddi destek vermiş,onlarla birlikte çalışmış bir örgüttür.
TİHEK II. Başkanı Mesut Kınalı, “28 Şubat Darbesinin Neden Olduğu İnsan Hakları İhlalleri ve Devam Eden Mağduriyetler” konulu basın açıklaması gerçekleştirdi. Kahvaltı ile başlayan basın toplantısında, Kurum Başkanı Süleyman Arslan konuyla alakalı bilgilendirme yaptı, Kurul Üyeleri Mehmet Emin Genç, Mehmet Altuntaş ve Hıdır Yıldırım söz alarak 28 Şubat ile ilgili açıklamalarda bulundular. Toplantıya katılan basın mensuplarına teşekkür ederiz.

Amaç ve odağı ne olursa olsun tüm darbeler insanlığa, onun iradesine ve onun haklarına karşı yapılmış zorbalıklardır. 28 Şubat Postmodern Darbesi toplumun bir kesimine karşı yapılmışsa da yıkıcı sonuçları tüm toplumu derinden etkilemiştir. Örneğin; 28 Şubat süreci neticesinde oluşan 2001 krizinde içi boşalan bazı bankalara el konularak borçları devlete yüklenmiştir. Bankaların borçları ve ekonomik krizin devlete maliyetinin 390 milyar doları bulduğu ifade edilmiştir.

Yine İmam hatip Liselerinin önünü kesmek için çıkarılan katsayı uygulaması da tüm meslek liselerini ciddi şekilde etkilemiştir. Örnek olarak belirtmek gerekirse; 1997 yılında Hukuk Fakültelerine yerleşen öğrencilerden meslek lisesi mezunlarının oranı %23 iken bu oran katsayı adaletsizliğinden sonra hızla düşmeye başlamış ve 2009 yılında bu oran %1’in de altına inmiştir. Ayrıca meslek liselerine talebin azalması sonucu sanayide ihtiyaç duyulan ara eleman sıkıntısı da had safhaya ulaşarak kalkınmayı olumsuz yönde etkilemiştir.

28 Şubat sürecinin mağdur ettiği ve hatta hayatlarını kararttığı diğer bir kesim de öğrenciler olmuştur. Bu dönemde başörtülü öğrenciler üniversitelere alınmamış hatta “ikna odaları” kurularak öğrencilerle yapılan özel görüşmelerle üzerlerine psikolojik baskı oluşturulmuştur. Öğrencilere iki seçenek bırakılarak, ya başlarını açarak yükseköğrenimlerini sürdürebilecekleri ya da açmayarak üniversite hayallerine son vermeleri istenmiştir.

Ayrıca kamuda “başörtüsü yasağı” getirilerek birçok kamu görevlisi hakkında soruşturma açılmış, hatta bazılarının işlerine son verilmiştir. Üstelik bu yasak sadece kadınları değil eşi başörtülü erkekleri de etkilemiştir. Sayısı tespit edilemeyen çok sayıda erkek, eşi başörtülü olduğu için veya “irticai fikirleri ya da faaliyetleri” nedeniyle işten atılmış, kişiler eşleri ve işleri arasında tercih yapmaya zorlanmıştır.

Yine bu sürecin en büyük fakat pek dikkate alınmayan mağdurlardan biri de o dönemde görev yapan bürokratlardır. Bu bürokratların hemen hemen tümü ya görevleriyle ilgisi olmayan birimlere atanmış, ya ailesinden çok uzak bölgelere sürülmüş ya da işgal ettiği makamlarla uzaktan yakından ilgisi olmayan rütbe tenziline uğratılmışlardır.  Dahası hak arama mercii olarak gördükleri mahkemelerde görevli brifingli yargıçlar tarafından ve daha sonra büyük çoğunluğu Fetöcü oldukları gerekçesiyle görevlerinden uzaklaştırılanlar tarafından davaları reddedilerek mağduriyetleri daha da arttırılmıştır. Söz konusu görevlilerin çoğu baskı, haksız tayin ve makam tenzili nedeniyle ya emekli olmuş ya da görevlerinden ayrılmak zorunda kalmışlardır. Aileleri de perişan olan bu kesimin de mağduriyetleri henüz giderilmiş değildir.

Kabul etmek gerekir ki 28 Şubat sürecinin en derinden etkileyip mağdur ettiği kesim şu anda bile cezaevlerinde bulunan kesimdir. Çoğu başörtü eylemlerine katıldıkları, bu eylemlerde pankart açtıkları, camilerde Kur’an dersi verdikleri için ceza almışlardır. Dolayısıyla bu kişiler suçsuz yere 20-25 yıldır cezaevlerinde tutulurken aileleri cezaevi yollarında ömür tüketmekte, çocuklar babasız, anneler çocuklarına hasret bir ömür sürdürmek zorunda kalmaktadırlar.

Başörtüsü sebebiyle 28 Şubat postmodern darbesi sırasında üniversiteden uzaklaştırılan Gülcan Taşdemir, “Sanki suç işlemişiz gibi kırmızı kalemle işaretliyorlardı.

Bizim 21 yılımızı elimizden aldılar ama asla yılmadık” dedi.

Kırıkkale’de yaşayan 2 çocuk annesi Gülcan Taşdemir (46), 28 Şubat sürecinde yaşadığı mağduriyeti unutamıyor. Postmodern darbenin en büyük mağdurlarından biri olan Taşdemir, o dönemde yaşadığı sıkıntıları İHA’ya anlattı. Başörtüsü yasağı sebebiyle üniversite eğitimine devam edemediğini belirten Taşdemir, “28 Şubat denince içim ‘cız’ ediyor. Herkes için normal bir tarih ama bizim için büyük bir yıkım oldu” dedi.

1999 yılında Konya Selçuk Üniversitesi Kimya Bölümü’nü kazandığını belirten Taşdemir, büyük hayallerle üniversiteye adım attığını ancak ikinci sınıfa geldiğinde başörtüsü yasağıyla karşı karşıya kaldığını ifade ederek, “‘Başörtülü olarak asla okula alınmayacaksınız’ denildiğinde hala inanamıyorduk. ‘Gireceğiz’ diyorduk. Başta bizi okula alıyorlardı ama imza attırarak, sanki suç işlemişiz gibi kırmızı kalemle işaretliyorlardı. Bizim 21 yılımızı elimizden aldılar. Belki de şu an kimyager olacaktım, büyük buluşlara imza atacaktım ama olmadı. Nasip. Rabbim bir daha yaşatmasın” diye konuştu.

Yine belirtmeliyiz ki 28 Şubat Postmodern darbe sürecinin en önemli aktörlerden biri de 15 Temmuz Hain Darbe girişiminde bulunan Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) dür. FETÖ, 28 Şubat Darbesine her yönüyle lojistik ve maddi destek vermiş, toplum üzerindeki etkisini arttırmak için onlarla birlikte çalışmış bir örgüttür. Zamanın meşru hükümeti için “emaneti iade edin, çekilin!”, darbeciler için ise “asker daha demokrat.” beyanında bulunan, anti-demokratik MGK Kararları için de “İslami usullere göre değerlendirildiğinde bu bir içtihattır, hata yapsalar bile sevap alırlar” zırvalığını yapan da bizzat örgüt lideri olmuştur.

Her darbe döneminde olduğu gibi bu dönemde de birçok vatandaşımız inançları nedeniyle haksız uygulamalara maruz bırakılarak din ve vicdan hürriyetleri ihlal edilmiş, binlerce başörtülü öğrenci okullarından uzaklaştırılarak ve katsayı uygulamasıyla fırsat eşitliği ortadan kaldırılmak suretiyle eğitim hakları ellerinden alınmıştır. Yine birçok sivil toplum örgütünün kapatılmak ya da faaliyetleri sınırlandırılmak suretiyle örgütlenme ve ifade özgürlüğü hakları engellenmiş, en küçük sermaye sahipleri dahi kategorize edilerek üretim ve mülkiyet hakkı sınırlanmıştır. Yapılan fişlemeler ile özel hayatın gizliliği yok edilmiştir. Seçilmiş iktidarı uzaklaştırma ve parti kapatma uygulamaları ile seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları ihlal edilmiştir.

“BAŞÖRTÜSÜNÜ AÇTIRMAK ONLARIN TEK DERDİYDİ, EĞİTİM DEĞİL”

 

YORUM YAP