

Ülkemizde herhangi bir göreve atama ya da seçim gündeme geldiğinde ilk vurgulanan husus “liyakat” konusudur. Aklı ve fikri yerinde, ortalama herkes göreve gelecek kişi liyakatlı olsun, diyecektir. O yüzden tüm yollar düz ya da tümsekli, iniş veya yokuş “liyakata” çıkar. Biz “liyakatlı bir başkan nasıl olmalıdır” diye sormaktan ziyade, zarfa değil mazrufa bakmak niyetindeyiz. Bir Kastamonu deyimiyle söylersek, “Ak bak görünen goyunun içini ak bak yağ sanma (Ak pak görünen koyunun içini ak pak yağ zannetme). Yani dış görünüşe aldanıp herkesi iyi sanma! Keza bize göre belediye başkanı olacak kişinin bu göreve niçin talip olduğu önemlidir. Elbette memlekete faydalı olmak, halka hizmet Hakk’a hizmettir! Aksini iddia edecek yok ya! Ama sakın bu fayda ve hizmet kendi siyasi partililerine, kendi akrabalarına veya dost, ahbap, arkadaş kayırmacılığına dönüşmesin! Tüm seçim çalışmalarını öyle bir atmosferde gerçekleştiriyoruz ki, belediye başkanı seçilene kadar har vurup harman savuran adaylar, seçiminin sonunda epeyce kabarık bir fatura ile başkanlık koltuğuna oturmaktadırlar. Doğal olarak da bu kadar masraf ettikten, dökülüp saçıldıktan sonra oturulan koltukta önceliğimiz halka hizmet olabilir mi? İnsanız, hepimiz, hele hele belediye başkanlarımız derviş değiller ki bir hırka bir lokma yeter, desinler! Bu cümleden olarak belirtmek isteriz ki Türkiye’de seçim çalışmalarının çok, çok daha mütevazı bir propagandaya dönüştürülmesi gerekmektedir. Böylece belediye başkan adayları kendilerine doğrudan ya da dolaylı olarak reklam, afiş vs. konularda destek çıkacaklara karşı da gebe bırakılmamış olur.
Sevgili okuyucularımızdan Kastamonu Belediyemizin ilk kurulduğu günden bugüne kadar görev almış başkanlarla ilgili kitabı binası yeni yapılan Kastamonu İl Halk Kütüphanesi’nden ya da belediye kütüphanesinden temin edip okumalarını tavsiye ederim. Böylece geçmiş başkanların icraatlarını günümüzle karşılaştırma imkânı bulabilirler. Bu okuma nasıl bir başkan istediğimizin de ortaya çıkmasına bir nebze katkıda bulunabilir. Okuma sevmeyenler için en azından 70 yaş üzerinde, şehrin görmüş geçirmiş ihtiyarlarından, fazla dedikoduya dalmadan, bilgi almaları önerilir. Tüm olumsuzluklara ve unutkanlıklarına rağmen Türk halkının hafızası ve sağduyusu insanı yanıltmayacaktır.
İşin özü belediye başkanı olacak kişilerin servet edinme, yakınlarına iş imkânı sağlama ve mal-mülk biriktirme gibi sevdalarla o koltuğa oturmamaları temel vasıfları olmalıdır. Aksine halkın dertlerine deva olma, yaralarını sarma ve güçsüze kol kanat germe kişilik ve karakterine yerleşmiş olmalıdır. Türk devlet adamı vasıfları bunlardır. Bilge Kağan Orhun Yazıtları’nda “Açları doyurdum, çıplakları giydirdim. Yoksul milleti zengin kıldım, az milleti çoğalttım” demiştir. Burada tabi oy avcılığı için belediye başkan adaylarının yiyecek ve kıyafet dağıtımından, yardım kolilerinden bahsetmiyoruz. Her insanın istidatları ve yetenekleri çerçevesinde iş imkânı sağlanması, iç veya dış göçleri önlemek için Kastamonu’da istihdamın sağlanmasından söz ediyoruz. Bunları sağlayan belediye başkanı ya da diğer yerel yöneticiler, gücünü ve itibarını oturduğu koltuktan değil, hayatlarına dokunduğu ve güzelleştirdiği her bir bireyden ve aileden kazanacak, hatta adı kıyamete kadar yaşayacak olan birer kahramana dönüşeceklerdir. Bu arada koltuk, koltuk diye bu kadar vurgu yaptıktan sonra Kemal Sunal üstadın “Koltuk Belası” filmini de anımsamadan geçemeyeceğim!
Sevgili dostlar, sözü uzatmaya gerek yok! Bir belediye başkanı, günlük ve özel yaşamıyla, giyim ve kuşamıyla, halktan biri olmalıdır. Yaptığı her şeyin gerçek manada ve açıklıkla halka hesabını vermelidir. Madem belediye başkanını halkın oyuyla belirliyoruz, o halde halkın gerçek temsilcisi bir başkan, halkını yanıltmayan ve kandırmayan, kendine de halka da yalan söylemeyen, hakiki manada dürüst bir insan olmalıdır. Başkan olur olmaz, dürüstçe mal varlığını halka beyan edip, görev süresi bittiğinde de kimseyi şüphede bırakmayacak ve kamu vicdanını yaralamayacak bir varlıkla görevini sonlandırmalıdır. Hatta kendi varlığından halkın yararına vakfedebiliyorsa ona evliyalık makamı nasip olmuş demektir. Çıtayı çok mu yüksek tuttum, bilmiyorum! Aklımın erdiklerini, ilmimin yettiklerini, hâsılı gönlümden geçenleri yazmaya, ifade etmeye çalıştım! Yalnız yazımızın sonunda okuyucularımın “var mı öyle bir başkan adayı, gönül rahatlığı ile oyumuzu verelim” diye hayıflanmalarından da endişe etmiyor değilim!





