
Henüz Türkiye Cumhuriyeti kurulmadan bu topraklara gelen bir Ermeni göçmen ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen ve kendini “Türküm” diyerek tanımlayan Nişan Arslan, 65 yıllık ayakkabıcılık serüvenine pandemi döneminde veda etti. Çocuk yaşta başladığı meslekte ustalığı, onuru ve dürüstlüğüyle tanınan Arslan, “Artık dinlenme vakti geldi” diyerek tezgâhını kapattı, ama geride bir ömürlük hikâye bıraktı.
İlkokul ikinci sınıf tatilinde, amcasının damadı tarafından ayakkabıcı atölyesine çırak olarak alınan Arslan, o günden sonra başka bir meslek düşünmedi. “O gün bu gündür 65 yıldır ayakkabı yapıyorum. Sen nasıl üniversite okuyorsan, ben de ayakkabı üniversitesini bitirdim,” diyen Arslan, mesleğini bir okul, atölyesini bir hayat sahnesi gibi görüyor.

“Dürüst çalış, onurunla yaşa”
Arslan, sadece iyi bir zanaatkâr değil, aynı zamanda bir hayat öğretmeni. Yıllar boyunca ayakkabıcılıktan kazandığı parayla ailesini geçindirdi, çocuklarının düğününü yaptı, ama hiçbir zaman paranın peşinde olmadı. “Benim için esas olan onurdu, şerefti. İnsan para için değil, onur ve şeref için çalışırsa var olur; yoksa yok olur,” sözleri, onun hayat felsefesini özetliyor.
Dükkanında kalan temiz işleri ihtiyaç sahiplerine veren, işçiliği düşük fiyata yapan, hiçbir müşteriden torpil istemeyen Arslan, “Ne iş yaparsan yap, dükkâna gelen herkes dostun olacak. Esnaflık böyle bir şeydi ama şimdi esnaflık kalmadı,” diyerek bugünkü gençliğin bu ruhu yakalayamadığını düşünüyor.

“Benim devrim bitti”
Pandemiyle birlikte dükkânının kapısını kapatan Arslan, artık müşterilerinin sayısının parmakla sayılacak kadar az olduğunu söylüyor. “Bizim devrimizden ne usta kaldı ne müşteri. Kala kala 5-10 müşterim kaldı, onlar da dışarı çıkamıyor. Durum böyle olunca ister istemez devrin bitiyor,” diyerek bir mesleğin kapanışını, bir dönemin sona erişini anlatıyor.
Özellikle gençlerin mesleğe ilgi göstermemesinden şikâyetçi olan Arslan, sistemin genç ustaların yetişmesine imkân tanımadığını vurguluyor: “Liseyi bitiren ya askere gidecek ya da farklı bir işte çalışacak. Ben ona ne sigorta ödeyebilirim ne maaş. O çocuk tatmin olmayacak.”
65 yıl, bir ömre bedel
Hayatının her döneminde, Kastamonu çarşısında tanınan bir sima olan Nişan Usta, bugün bile sokakta yürürken insanların kendisine “Nişan Usta!” diye selam verdiğini anlatıyor. Hakimden savcıya, esnaftan memura kadar birçok kişinin ayakkabısını o yapmış. Ama şimdi, tüm emeklerine rağmen, “Bir kapı kilidi alamayacak” durumda olduğunu söylüyor. Üç yıl önce bir oğlunu kaybetmiş; yine de ayakta durmaya çalışıyor. “Üç oğlum vardı, hepsinin işini gücünü düğününü yaptım. Şimdi bir kapı kilidi alamıyorum,” sözleriyle içindeki hüznü paylaşıyor.


